Hayatta neden kaçıyorsan, senin sınavın da o olur

Işınla Bizi Scotty 05.05.2017 Kara Yazı
Kara Yazı

Kara Yazı'nın final duyurusu yapıldı. İlk bölümden beri reytingleri beklenen yükselişe geçemediğinden, bekleniyordu böyle bir haber. Bir de her bölüm üzerine yazıp çizdiğimiz sorunları vardı elbette dizinin. Zaten dizinin izleyiciye ulaşamamasının en büyük sebepleri de o sorunlardı. Final duyurusu, ilk olarak, geçtiğimiz Pazar akşamı yayınlanan 5. bölüm için yapılmıştı. Ardından hem kanalın internet sitesi hem de resmi sosyal medya hesapları birdenbire 'final' ibaresini kaldırdılar. Kafada soru işaretleri oluştu, final durumu belirsiz miydi? Bölüm sürpriz bir şekilde 60 dakika olarak yayınlandı. Belli ki çekilen normal süredeki (ülkemiz standartları açısından normal, yoksa o 120-150 dakikalık sürenin normal olmakla ilgisi yok elbette) bölüm ikiye bölünmüş ve final bir hafta geciktirilmişti. 

Gelelim finalin bir öncesi olarak izlediğimiz 5. bölüme.. Artık bitiriyor olmanın etkisiyle biraz özensizdi bölüm. Devamlılık ve zaman akışı problemleri vardı; gelişmelerde üstün körülükler, geçiştirivermeler.. Hatta bazı performanslarda biraz boşvermişlikler.. Ama yaşanan hayal kırıklığı düşünülünce bunların hepsi anlaşılabilir şeyler yine de.
 
Bununla birlikte Kara Yazının en anlamlı, en dokunaklı, en amacına ulaşan sahnesi de bu bölümde gerçekleşti. Önceki Kara Yazı yazılarımın tümünde, Halil Uluçınar karakterinin işleniş şeklinin ne kadar karmaşık, kararsız, hatalarla dolu ve tehlikeli olduğundan söz etmiştim. Halil'in ablasının kaçmış, karısının aldatmış, bin nazla okuma izni verdiği kızının da ilk fırsatta evlilik dışı çocuk doğurmuş olması gibi 'mağduriyetlerinin' izleyici gözünde Halil'in, kızlarına uyguladığı baskıyı haklı gösterme ihtimali olduğundan ve bunun meydana getirdiği tehlikeden söz etmiştim. Her bölüm Halil ve kızları arasında geçen 'Sen bizi hiç biz sevmedin baba, sen sadece namusunu sevdin' temalı konuşmaların da ikna edici olmadığına değinmiştim.
 
Bu bölüm benzer içerikte bir sahne yeniden yaşandı. Babasının kucağında gördüğü bebeğin, Derya'nın bebeği olduğunu öğrenen Yaren'in, babasının bebeği cami avlusuna bırakmak istediğini fark ettiğinde yaptığı konuşma şimdiye kadarkilerin en yerli yerinde olanı, en etkileyicisi ve 'hah, işte bu!' dedirteniydi. 
 
"Hiç kimse mükemmel değil. Sen mükemmel değilsin, ben de mükemmel değilim, annem de mükemmel değildi. Ben bunca zaman yaşadıklarımızdan sonra ne öğrendim, biliyor musun? Hayatta neden kaçıyorsan, senin sınavında o olur.. Keşke Yaren olsaydım, kendim olabilseydim keşke.. Ben bir kalbim olduğunu öğrenemedim; ben kendimi hep eksik hissettim, ben kendimi hep yalnız hissettim. Kendimi hiç güvende hissetmedim; çünkü benim babam en ufak bir hatamda bizi kapının önüne koyar. Benim hiç evim olmadı, benim arkamda duran bir babam olmadı. Ben senin bir tane 'aferin'ini almak için kadın olmaktan vazgeçtim. Derya sevdi, Derya yaşadı, benden küçük olmasına rağmen daha çok tanıdı hayatı; ben doğrudan şaşmayan bir hayat acemisi oldum. Ben sevilmeyi hak ediyor muyum, bilmiyorum.. Ben sevgi dilenirken kendimi sevmeyi öğrenemedim. Derya hata yaptı. Ben ne yaparsa yapsın seveceğim kardeşimi; çünkü sevmek sahip çıkmaktır, arkasında durmaktır. Benim kardeşimin evladı, benim kalbim; sen benim kalbimi söküp atamazsın. Sen benim kalbimi cami avlusunda bırakamazsın... Annem yoktu, sen yoktun; ben ikisinin de hem annesi oldum hem babası. Ben büyüttüm onları. Kusura bakma da ben evlatlarımı ezdirmem. Ölsem de ellerini bırakmam onların."
 
Artık babasından sevgi dilenmeyi, sitem etmeyi bırakıp hesap sorma vakti gelmişti Yaren'in. Hem Derya'nın içinde bulunduğu durum hem kendisinin kayıp giden bütün hayatı için açtı ağzını yumdu gözünü Yaren. Dizin başından beri gelmek istediği nokta buydu aslında. Daha uzun bir sürede gelmeyi umuyorlardı. Karakterleri daha detaylı, sindire sindire dönüştürmeyi ve Halil'in pişmanlığını, aklının başına gelmesini olgunlaştırmayı planlıyorlardı mutlaka. Süreç onların umduğu gibi gelişemedi, seyirci ikna olmadı; bu nedenle de hedefe kestirmeden gidilmek zorunda kalındı. Dolayısıyla Yaren'in içini döktüğü sahnenin devamında da biz Halil'in ani bir aydınlanış yaşadığına tanık olduk adeta. Çocuklarını sahiplenmeye, onların arkasında durmaya karar vermiş ve hayli sakinleşmiş bir Halil Uluçınar buluverdik karşımızda.
 
Bunun dışındaki gelişmeler çok da önemli değildi zaten. Derya yeniden ceza evine döndü; girer girmez ilk işi, el altından edindiği cep telefonundan Yaren'i arayıp bebeğin halası tarafından alınma tehlikesini haber vermek oldu. Eve vardıklarında, bebeğin resmi anne ve babasının içeride onları beklediğini duyunca Yaren bebeği kaçırmak zorunda kaldı. Bir karakter olmaktan çok, bir masal şövalyesi olan; iki boyutlu ama masum ve iyi kalpli Mehmet Karahan imdadına yetişti elbette. Yaren'i kendi evine gitmeye ikna etti. Yaren burada Mehmet'in beklediğinin aksine, ne kadar iyi, merhametli bir insan olduğu bir kez daha görme fırsatı buldu (evet yine ve yine..). Bu arada biraz bile önemsemediğimiz Elif ve kocası arasındaki aldatma-boşanamama krizine de vakit bulabildik. Derya, Erdem'in kendisini polise ihbar ederek hayatını kurtarmış olduğunu anladı ve ona teşekkür  etti. Ayrıca Derya, Karahanlara gerçekleri anlatmaya karar verdiği haberini de gönderdi.
 
Şimdi önümüzde bir 60 dakika daha var. Bu erken finale dizi kendini ne kadardır hazırlıyor? Asıl katilin Mehmet ve bütün bunları planlayanın Erdem olduğu; Mehmet'in oyuna geldiği açığa çıkacak mı? Mehmet, Yaren'in aslında kim olduğunu ve Yaren de Mehmet'in, işlediği suçu başkasının üzerine atan bir sorumsuz olmadığını öğrenecek mi? Derya'nın  sırları açığa çıkacak mı? Kızların annesi nerede ve ne yapıyor? Oğuz Karahan biraz olsun bedel ödeyecek mi, Halil gibi bir aydınlanma yaşayacak mı? Sorular çok, zaman az.. Bakalım, öyle ya da böyle, tüm bunlara cevap bulabileceğimiz, gerçek bir final izleyebilecek miyiz.
 
 


Paylaş

Yorum yapın

Tüm Yazılar