Kara Yazı, karanlık ama dokunaklı başladı

Işınla Bizi Scotty 29.3.2017 Kara Yazı
Kara Yazı

Güçlü kadrosu ve başarılı yaratıcı ekibi nedeniyle uzun süredir merakla beklediğim Kara Yazı'nın ilk bölümü ekrana geldi. Beklediğime değen; jenerikten, atmosfere, hikaye akışı ve performanslarına kadar etkileyici ve tatmin edici bir ilk bölüm oldu benim için.

 
Hikayeye Zeynep Çamcı'nın canlandırdığı Yaren'i tanıyarak başladık. Mesleğini seven, öğrencilerine şefkatle yaklaşan ve atama bekleyen bir kimya öğretmeni Yaren. Duvar ustası babası Halil, biri hemşire, iki kız kardeşi ve üvey annesi ile birlikte yaşıyor. Bütün hayatlarının merkezinde ise babasının namus anlayışı ve onun etrafında oluşturduğu kurallar bulunuyor. Babaları, annelerini öldürmekten 9 yıl hapis yatmış. Yareni, ailesini, hayatlarının merkezinde yer alan namus kavramının onlar için önemini gördükten kısa bir süre sonra da 'Kara Yazı'nın yazıldığı sayfanın diğer yüzüne geçiyoruz. Yine baskıcı, zor bir baba, Oğuz Karahan; hem onun takdirini kazanmaya çalışan hem de onunla sürekli bir bağımsızlık savaşı içinde olan oğlu Mehmet'le karşılaşıyoruz bu kez. Oğuz Karahan, ne kadar karanlık, acımasız ve tehlikeliyese oğlu Mehmet de o kadar dürüst ve ilkeli biri. Ailenin kadınları, anne ve abla ise babanın iktidarında pasif, güçsüz ve cansız kalmışlar.
 
Bu iki ailenin yolları bir gece öyle bir olayla kesişyor ki yaşanan bu olayla bir gecede herkesin hayatı tepetaklak oluyor ve büyük, içiçe geçmiş, içinde bir çok karanlık sürpriz barındıran asıl hikayemiz de böylece başlıyor. 
 
Yaren'in, ablası kadar sorumluluklarına bağlı görünmeyen ve daha özgür bir hayat yaşamaya hevesli hemşire kardeşi Derya, bir akşam iş çıkışı bir hastaya gideceğini söylüyor ailesine. Yol kenarında birini ya da bir aracı bekliyorken, bir adam yanına yaklaşıp onu zorla, şiddet kullanarak bir araca bindirip metruk bir binaya götürüyor. Derya'nın kaçırılış anına o sırada yoldan geçen Mehmet ve en yakın arkadaşı Erdem tanık olup onu kurtarmak amacıyla aracın peşine takılıyorlar. Saldırgan binada metruk binada Derya'yı bayıltıncaya kadar dövüyor. Bu sırada binaya giren Mehmet adamlarla (İlk saldırganın, binada bekleyen bir de arkadaşı var.) kavga etmeye başlağında birinin silahını alıp onu öldürüyor ve olayın şokuyla çürük tahtalara basıp alt kata düşüp baygınlık geçiriyor. Erdem ne yapacağını bilemez halde, Mehmet'in babası Oğuz Karahan'a haber veriyor. Olay bir gecede örtbas edilip, cinayet de Derya'nın üstüne yıkılıyor.
 

 
Diğer yanda, geç saatte, Derya'nın evine polis gelip Halil'den emniyete gelmesini istiyor. Yaren ve Halil emniyette olan biteni öğrendiklerinde Yaren panik içindeki Derya'yı bir an önce oradan kurtarmanın yollarını ararken babası ise kızının sağlığını, cinayeti gerçekten onun işleyip işlemediğini, bundan sonra ne olacağını sadece tecavüzün gerçekleşip gerçekleşmediği, yani 'namus'una bir şey olup olmadığını merak ediyor. O kadar ki, Yaren'in bütün ısrarlarına karşın sabaha kadar yerinden kıpırdamayıp adli tıp raporunu görmeyi bekliyor. Rapor sonucunda tecavüzün gerçekleşmediği ama Derya'nın bakire olmadığı anlaşılınca da kıyamet koparıyor evde. Tüm ailenin onunla ilişki kurmasını yasaklıyor, eşyalarını atıyor...
 
Derya kardeşine de yardım etmeye çalışmaktan geri kalmıyor. Özellikle de mahalleden tanıdıkları taksici Kadir'in öğrendikleriyle işin içinde bir şeyler döndüğünü ve olayın arkasında Karahan ailesinin olduğunu öğrendikten sonra ne yapıp edip bir şekilde aiilenin içine sızmak ve kardeşini kurtaracak delili bulmak için varını yoğunu koyuyor ortaya.
 
2 buçuk saatlik, aralıksız yayının yoruculuğu dışında bütün bölüm gelimi, dramı ve duygusallığıyla hiç sıkmadan, su gibi akıp geçti. Hem bir anda iki aile için de kabusa dönen olayların gerilimi hem karakterleri, birbirleriyle yaşadıkları sorunları başarılı bir şekilde, dozunda işlenmişti.
Hikayenin ağırlığına ve dizinin adına yakışır, karanlık ve ağır atmosfer de izleyiciyi içine çekmekte başarılıydı.
 

Hemen hemen tüm kadro için rollerine yakıştığını söylemek mümkün. Seviyor Sevmiyor'daki performansıyla favorilerim arasına giren ve komedinin yanı sıra çok güçlü bir dram oyuncusu olduğunu da Deniz Aslan performansında görebildiğimiz Zeynep Çamcı'yı yeniden izleyebilmek çok keyifliydi. Hızlı ve tekrarlı konuşmasıyla zaman zaman önceki karakterini andırsa da Yaren'e çok yakışmıştı. Haluk Bilginer tam bir Oğuz Karahan, Emre Kınay da tam bir Halil Uluçınar'dı.
 
Müzikleri fazla duygusal, atmosferin ihtiyacından fazla acıklı bulduğumu söylemeliyim. 
 
Beni gerçekten rahatsız eden bir tek şey oldu: Rejinin aşırı çabası. Hikaye yeterince dokunaklı, stresli ve gerilimli, performanslar da güçlüyken her sahnenin her anında bu kadar kamera oyunu, bu kadar açı edemesi işin tadını biraz kaçırmıştı. Karanlık atmosfere, gerilime ve depresif havaya katkı yapacak bazı hareketler elbette işi şıklaştıracak, lezzetini artıracaktı ama doz bu olunca hikaye odaklanmak güç hale geldi.
 
Çok mantıklı bulmadığım, neden ya da nasıl olduğunu anlamadığım birkaç şey de oldu. Babasının bunca baskısına Derya'nın nasıl bu kadar rahat olduğunu; bu kadar katı görünen ve küçücük kızının bile saçını kestiren babanın, Yaren ve Derya'nın giyinişi, saçı başını hiç umursamamasını anlayamadım. Erdem'in planı baştan beri bu muydu, yoksa Mehmet'i öldürtmek miydi de işler karıştı, ayrıca Erdem onca şeyi mükemmel bir zamanlamayla nasıl ayarladı.. Bunları henüz çözemedim ama hikayedeki pek çok karakter büyük gizemler taşıyor. Belki de zamanla bütün bu sorular cevap bulacak. 
 
İkinci bölüm fragmanı Yaren ve Halil arasındaki çok tatlu, duygusal bir baba-kız sahnesinden oluşuyor. Yeni başlamış bir dizi için oldukça sakin, meraka yönelik olmayan, riskli denebilecek bir fragman olmuş. Adeta 2. ya da 3. fragman havasında ama ben bu hikayedeki o ince, dokunaklı duyguyu sevdim en çok.   
 

Işınla Bizi Scotty
Twitter:  @IB_Sotty


Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar