Kara Yazı'da tedirgin edici yaklaşım

Işınla Bizi Scotty 07.04.2017 Kara Yazı
Kara Yazı

Dark Story'nin ilk projesi olan ve Kanal D'de 2. bölümüyle ekrana gelen Kara Yazı, reytinglerde henüz beklenen yükselişi yapabilmiş değil. Bu hafta tüm gruplarda izlenme oranı 4.0'ın altında kaldı. En iyi sonucu 3.82 ile ABC1'de aldı ve bu grupta 6. oldu.

 
Haluk Bilginer, Emre Kınay, Zeynep Çamcı, Ushan Çakır'ın başrolleri paylaştığı dizi, oyuncu kadrosuyla göz dolduruyor. Bir tarafta çok güçlü ve varlıklı Karahan ailesinin ihtişamını, diğer tarafta üç çocuklu Uluçınar ailesinin yokluk içindeki hayatını başarılı bir şekilde ekrana yansıtıyor.
 
Kara Yazı hakkındaki ilk yazımda fazla gösterişli ve çabalı rejisinin yoruculuğundan söz etmiştim. 2. bölümde bu yönde dikkat çeken, rahatsız edici bir şey göze çarpmadı. Dizinin jejisi biraz daha sakinleşmiş ve sadeleşmişti. Bununla birlikte zaman zaman duygusal olarak ya da heyecanıyla seyirciyi başarılı bir şekilde yakalayan sahneler olsa da hikayenin genel akışında bir aksaklık seziliyor. Bütünde seyirciyi tam olarak içine çekmekte ve kendisinde tutmakta zorlanıyor Kara Yazı.
 
Ayrıca zengin-fakir çatışmasını konu alan pek çok dizide görüldüğü gibi hikayenin 'fakir' tarafı daha samimi ve inandırıcı işlenirken 'zengin' kısmındaki karakterlerin etkileyici olmak yerine yapaylaşması, ilişkilerin yüzeyselleşmesi sorunu burada da var. Karahanlarda tek ilgi çekici olan Oğuz Karahan, onun bilindik 'zalim, güçlü ve zengin adam'ın ötesindeki ürkütücülüğü, zekası ve tek başınalığı. Oğuz Karahan'ın hiçkimseye karşı sevgisi ve zaafı yok. En sıcak ilişki içinde olduğu torunu bile onun için "Oğuz Karahan'ın torunu" olduğu için önemli. Oğlu Mehmet'le arasındaki iktidar, ahlak ve vicdan çatışması -her ne kadar klişe bir şekilde işleniyor da olsa- hikayemizin en önemli ve yönlendirici çatışmalarından biri.
 
Dizinin en ağırlıklı ve derin bir şekilde işlenen konusu ise Halil Uluçınar'ın kızlarıyla arasında hem sevgi ve şefkat hem de namus kavramı üzerine temellenmiş olan baskı ilişkisi. İlk bölümde daha sert, soğuk ve baskıcı bir baba izlerken 2. bölümde çok daha duygusal, anlayışlı bir baba portresiyle karşılaştık. Adeta dışarıdan kaskatı görünen  Halil Uluçınar'ın kabuğunu kazıdıkça altından duygusal ve sevgi dolu bir karakter çıktı. Hikayenin bu kısmında çok derin, etkileyici, inandırıcı ve duygusal baba-kız sahneleri izlesek de (birlikte balık pişirmek ya da 'benim güvenebileceğim senden başka kimsem yok' sahneleri gibi) bu karakterin ele alınış şeklinin rahatsız edici bir tarafı olduğuna değinmeden edemeyeceğim. Halil, karısı kendisini aldatmış ve bu olaya bağlı olarak cinayet işlemiş biri. Bu konu dizide henüz detaylandırılmadı. İlk bölümde kızların annelerinin, babaları tarafından öldürüldüğünü düşünmüştüm. Bu bölümde ise, karısının sevgilisini öldürmüş olduğunu anladık ama kızların annesine ne olduğunu henüz anlayamadık. Halil, bakire olmadığını öğrendiği kızını bile öldürmek için ceza evine sızmaya çalışıyorken karısını sevgilisiyle yakaladıktan sonra ona zarar vermemeye çalışacak bir adam değil. Karısıyla yaşadığı, henüz çok belirsiz işlenen durum bir yana; çok sevdiği kızını öldürme planları yapan bir adamın televizyon ekranında bu denli dokunaklı, duygusal ve sempati yaratacak bir şekilde anlatılıyor oluşunu sakıncalı buluyorum. Toplum baskısıyla kendi duyguları arasında sıkışmış bir karakterin yaşadığı bütün çelişkileri derinlemesine işlemekte elbette hiçbir yanlış yok. Ama her gün onlarca, yüzlerce kadının 'namus' adı altında eziyet çektiği bir dönemde böyle bir konunun işlenişinde daha farklı bir yol izlenmeliydi, ibre yanlış yöne kayıyor gibi hissediyorum.
 
İkna olmadığım, temeli çok sağlam oluşturulmamış gibi görünen birkaç konu daha var. Erdem'in bütün bu 'sahte' cinayet planını nasıl olup da müthiş bir dakiklikle kurduğu ikna edici bir şekilde işlenemedi henüz. Bütün bir hikayenin üzerine kurulduğu, böylesine önemli bir olayı gerçekleştirmek istemesindeki neden de yeterince tatmin edici değildi. Ayrıca Derya'nın yalanlarının ve sırlarının çözülmesi de çok kontrollü ve ikna edici bir şekilde işlenmiyor. Karakterlerin olanı biteni bu kadar çabuk anlayıp çözümlemesi de inandırıcı değil. Yaren'in sadece 'Karahan ailesinden biri' olarak bildiği esas katilin Mehmet ya da Erdem olduğunu bu kadar kısa sürede anlayıvermesi, Mehmet'in Derya'nın büyük sırları ve zor bir durumu olduğunu anlayıp peşine düşmesi biraz fazla kolay oldu sanki.
 
Zeynep Çamcı'nın burada canlandırdığı karakterin, önceki dizisi Seviyor Sevmiyor'daki karakterini andırdığından söz etmiştim. 2. bölümde benzerlikler daha da arttı. Kendizinden 'erkek Fatma' şeklinde söz edilen bir karakterin makyajla tanışması, moda dünyasını öğrenmeye çalışması, kendisinden büyük sırlar sakladığı patronuyla romantik bir lişki içine girmesi... Elbette oyuncudan, böylesi iddialı bir proje kendisine teklif edildiğine 'Ben onu daha yeni oynadım ya, inşallah başka projeye' demesini bekleyemeyiz. Yine de bir oyuncuyu, bu kadar az bir zaman aralığıyla, böylesi benzer bir karakterde izlemek inandırıcılığı biraz azaltıyor. 
 
Bütün bu sorunlara karşın karakterler hâlâ ilginçliğini ve atmosfer etkileyicileğini korumayı başarıyor. Sonraki bölüm büyük bir merak yaratıyor olmasa da keyifli bir izleme vaat ediyor.


Işınla Biz Scotty
Twitter: @IB_Scotty


Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar