'Masum' aşk mı, özgürlük mücadelesi mi?

Işınla Bizi Scotty 01.06.2017 Çoban Yıldızı
Çoban Yıldızı

'Son iki bölümdür dizi toparlanmaya başladı. Karakterler ve ilişkiler nihayet derinleşiyor, diyaloglar da inandırıcı." derken şimdiye kadarki en uçuk, en ipe sapa gelmez ve sinir bozucu sahnesini izledik Çoban Yıldızı'nın. Zekkar, kendisinin bile tam olarak ne olduğunu anlamadığı bir garip haller içinde, Zühre'nin konaktaki ikinci sabahında silah sesiyle uyandırdı herkesi. Çalışanlar da dahil, tüm ahali pijama gecelik konağın salonuna toplandı (Fikret hariç). Zekkar yine tehditlerine başlamışken bir süre sonra Fikret de salona geldi, hizmetçiden kendi odalarını toplamasını istedi. Aile dışındakiler olan bitene tanık olmasın istemiş olabilir elbette ama aslında sahnenin varacağı yer çok belliydi. Zekkar yine 'Başkasının koynundan çıkmış bu kadın bize yakışmaz' diyerek yakarmaya başladı ki bununla da sorunum yok. Çünkü Zekkar gibi bir adam için -içinde yaşadığı kültür düşünüldüğünde- Zühre kabul edilir gibi değil elbette; babasının onları rezil ettiğini düşünmesi de normal (Zekkar konusunda burada fazla olan Zühre'ye duyguları olması ve öfke yerine duygusallık göstermesi). Ama  sonrasında olanlar akıl alır gibi değil. Tam Zekkar silahını Zühre'ye doğrulttuğu sırada evin hizmetçisi elinde çarşafla geldi ve 'Zühre temizdir, bu çarşaf da ispatıdır' diyerek Zühre'nin hayatını kurtardı. Bu sahne, hizmetçinin o 'temizdir' deyişi, 'namus' göstergesi o çarşafın herkese sergilenmesi... herşey o kadar kabaydı ki (Sahi, kan Fikret'in kolundan sızmak için neden onca zaman bekle di? Salonda bir bile damla akmayıp, odaya kadar beklemesi ne büyük incelik.) gördüklerime inanamadım.  Fikret'in, Zühre'yi Zekkar'ın baskısından kurtarmak için bir şeyler düşünmesi anlaşılır bir şey ama bunun daha incelikli, daha gerimlimli bir yolu bulunabilirdi.

 
Yerli dizilerin tamamında tercih edilen ve çok rahatsız edici bulduğum bu 'filtreleme'ye de değinmek istiyorum. Bu dizi sadece imkansız bir aşk hikayesi olarak başlamadı değil mi? Ailesi tarafından zengin bir toprak sahibine, isteği dışında satılan genç bir kızın kendisine biçilen kadere karşı gelmesi ve özgürlük micadelesi olarak da başladı. Bu dram ne yazık ki gerçekte de bitmiş değil. Bunu yaşayan pek çok genç kız var ama onlar Zühre'nin bulduğu bu şansa sahip olamıyor. Bu durumdaki kaç genç kıza, evlendirildiği yaşlı adam 'sen beni isteyinceye kadar sana elimi sürmeyeceğim' diyor gerçekte? Böylesi bir dramı, bir kadın hikayesini anlatmaya kalkıştığınızda işin bu çok acıklı ve zor kısmını atlamak neden? Genç kızın -burada Zühre- hikayedeki esas adam için hep el değmemiş kalması gerektiği için mi? Zühre, böylesi bir evlilikten bekleneceği üzere, evlendirildiği kişi ile isteği dışında ilişkiye girse, sevdiği adam tarafından daha mı az değer görecek? Böyle mi olmalı kadın karakterlerin seyirci gözündeki yeri? Değerli kalabilmelerinin tek yolu 'el değmemiş' olmaları mı? İsteği dışında ilişkiye girmiş bir kadın masumiyetini yitirir mi seyirci gözünde? Bütün bunlar düşünüldüğünde; bu dizinin asıl konusuna uygun olarak, Zühre'nin Fikret'le birlikte olması ve dramının çok daha gerçekçi işlenmesi gerekirdi. O anlatılan aşk da çok daha değerli olurdu o zaman.
 
Bölümde eksik kaldığını düşündüğüm bir konu da Seyit'in başına gelenler ve kendi kimliğini kaybediyor oluşuyla ilgili bir duygusal derinlik. Bunu bana düşündüren, eksikliğini fark ettiren ise Seyit ve Necmi arasında geçen bir konuşma; Seyit'in, silah kullanma becerisine şaşıran Necmi'yi 'Ben aslında sadece bir taş ustayım' diye yanıtlaması. Gerçekten de Zühre'yle tanışıncıya kadar dedesiyle birlikte taş atölyesinde çalışan, mütevazı bir hayatı olan bir taş ustasıydı Seyit. Evi yakıldı, iş yeri dağıtıldı, dedesi gözleri önünde öldürüldü, ailesiyle evsiz barksız kaldılar, kaçırıldı, işkence gördü... Kaybettiği bunca şeye ara sıra dönüp bakmasını, acı ve özlemle hatırlamasını beklerim Seyit'ten. Taş ustalığını bırakıp inşaat işçiliği, valelik yapmak durumnunda kaldıktan sonra; taşı ve aletleri yeniden eline aldığında, Seyit'in dedesini hatırlaması, evine geri dönmüşcesine duygusallaşması hoş olmaz mıydı? Sanki daha dün taş yontmuş gibi devam edivermesi çok yüzeysel olmadı mı? 

Bunların dışında olaylar hızlı gelişiyor. Diziye yeni dahil olan Necmi ve Güneş'in Karakayalarla bağlarının ne olduğu hem geçen bölümde verilen ip uçlarından hem de fragmanlardan anlaşıldı bile. Fragmanlara göre dizi, ilk bölümlerde vaat ettiği aksiyona da geri dönüyor. Zühre ve Seyit'in arasındaki uçurum daha da derinleşiyor (Geçen bölümde aralarında geçen sahnenin oldukça başarılı olduğunu belirtmeliyim bu arada). Gerimlili bir yeni bölüm bekliyor izleyiciyi. 


Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar