Çoban Yıldızı hikayesi derinleşiyor

Işınla Bizi Scotty 23.5.2017 Çoban Yıldızı
Çoban Yıldızı

Yapım firmasına ve oyuncularına inancımdan dolayı, konusu ilgimi çekmemesine rağmen Çoban Yıldızı'nın ilk bölümünü merakla izlemeye başlamıştım ama daha bölümün yarısına varmadan yaşadığım hayal kırıklığı yüzünden izlemeyi bıraktım. Olayların işleniş tarzı, bu iddiada bir yapımdan beklenmeyecek kadar yüzüysel ve demodeydi. Hele diyaloglar inanılmaz yavan ve üstünkörüydü. Bütün sahneler içinde ilgilimi çekebilmiş olan sadece Zühre ve Seyit'in yolda karşılaşmaları ve kısa süreli kamyon yolculuklarıydı; biraz olsun özgünlük barındıran oydu.

 
Yine de sonrasındaki bölümlerden internette yayınlanan sahnelere ya da bazen yayına denk geldiğimde bir şekilde hikayenin akışından haberdar kaldım. 11. bölümde izlediğim sahnelerse dizide bir şeylerin değişmeye başladığını gösteriyor gibiydi. Sahnelerde bir canlanma, diyaloglarda derinlik başlamıştı. Karakterler ve onların birbirleriyle kurdukları ilişkilerde gerçeklik, derinlik oluşmaya başlamış gibiydi. Adeta dizi ete kana bürünmüştü.
 
Sıkça rastladığım 'Dizi kendini tekrar ediyor, konu tıkandı, her bölüm aynı kaçma-kovalama yaşanıyor.' eleştirilerine kulak verilmiş olacak ki dizinin senaryo grubuna ünlü senarist Cokun Irmak dahil olmuştu ve etkisi de olumlu anlamda kendini hemen göstermeye başlamıştı.
 
11. bölümde izlediğim sahneler beni hemen kendisine çekip, merakımı da uyandırınca 12. bölümü başından izlemeye karar verdim; yayın saatinde ekran karşına geçtim.
 
Bölümün özellikle ilk yarısında çok eğlendiğimi söylemeliyim. Seyit ve Erdal arasındaki kavga hem çok eğlenceli hem de gerçekçi işlenmişti. İzlerken zaman zaman kahkalar attığım oldu. Zekkar ve Fikret Karakaya arasında korulukta geçen sahne de şaşırtıcı, biraz ürpertici, ilgi çekiciydi. (Konaktaki herkesin, birbirinin arkasında, kenar köşe onları izliyor olması olayı biraz parodiye çevirmiş olsa da..)
 
Karakol sahnesi de gerilimi, duygusu ve temposu yüksek, başarılı bir sahneydi. Hem Seyit'in şaşkınlığını ve hayal kırıklığını hem Zühre'nin çaresizliğini, yorgunluğunu hissedebildik. Zühre'nin konağa girdiği, odasında vakit geçirdiği, akşam için hazırlandığı bütün sahnelerde karakterin yaşadığı tükenmişlik, keder son derece etkileyici, abartısız, iç sızlatıcı bir şekilde yansıtılmıştı.
 
Bölümlerin tamamını izleyemesem de, gördüğüm sahnelere bakarak, Selin Şekerci'nin perfromansı konusunda soru işaretleri oluşmuştu önceki bölümlerde. Karakterinin mücadele etmesi gereken ya da acı çektiği sahnelerde inandırıcı bir performans ortaya koysa da 'iyi niyetli, masum' genç kızı canlandırması gerektiği anlarda Zühre şaşkın, hatta biraz kaba saba bir kız çocuğuna dönüşüyor; bu yetişkin gibi görünmeyen kızın da romantik bir hikayenin ana karakteri olması inandırıcı olmuyordu. Bu bölümde ise Zühre'nin yaşadığı çaresizlik, kendini bırakmışlık, keder içinde boş vermişlik hali çok etkileyici bir biçimde yansıdı. Ya senaryonun derinleşmesinin oyuncuya olumlu etkisiydi bu ya da Selin Şekerci dramatik yükü ağırlaştığında daha konsrantre bir performans çıkarabiliyor, daha doğru bir ton yakalayabiliyor. Her durumda sonuç dizi açısından bir kazanç.
 
Bölümün ikinci yarısında tempoda bir düşme oldu. İzlerken sıkılmaya başladığımı fark ettim. Konakta, aynı konu etrafında çok vakit geçirildi. Zekkar'ın Zühre'nin konaktaki varlığına tepkisi aşırı dramatik ve inandırıcılıktan uzaktı. Karakayalarda hâlâ bir yapaylık var. Senaryonun gelişimiyle o konuda da doğru tonun bulunacağını umuyorum.
 
Önceden açılmış, bir kenarda bırakılmış bazı konuların hikayeye tekrar dahil edilmesi de, doğru işlenirse konuyu derinleştirebilir. Seyit'in annesinin babası ile yaşadığı çatışma işlenebilir bir konu. Eğer gözden kaçırmadıysam o konu havada kaldı. Oysaki birbirini hiç tanımayan ve ön yargılı dede-torun ilişkisi ilginç bir konu olabilir; özellikle Seyit'in diğer dedesiyle ilişkisine tezatlığı düşünülürse. Seyit'in dedesinin Zekkar tarafından öldürülmesi konusu da öylece bırakılıvermemeli. Hem Seyit'in intikamı hem Zekkar'ın bundan yasal olarak sorumlu tutulması unutulmaması gereken konular. Ürgüp hikayenin tamamen dışında bırakıldı gibi ki hikayenin ve dünyasının orada kurulduğunu düşünecek olursak, bu durum seyircide bir karışıklık hissi yaratıyor. Karakayaların maaile İstanbul'a taşınavermeleri de inandırıcı değil.  Zühre'nin ailesiyle artık hiç ilişkisinin kalmaması da eksiklik.  Bir nokta da ailesi tekrar devreye girmeli.
 
Zühre'nin konaktaki Seyit'in de hem ona kavuşma hem de Karayalardan intikam alma ve kurtulma mücadelesi ilgi çekici. Yeni bölümü de izlemeyi düşünüyorum.
 
 


Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar