Aşk hikayesi mi, gerilim hikayesi mi?

Işınla Bizi Scotty 25.3.2017 İstanbullu Gelin
İstanbullu Gelin
Bu hikaye için bir mutlu son mümkün mü?
Faruk ve Süreyya ilk karşılaşmalarında birbirlerinden etkilendiler. Aslında Faruk, samimiyeti ve doğallığıyla Süreyya'dan daha çok etkilendi belki de. Sonrasında yaşanan birkaç tesadüf ve ısrarla çok kısa sürede büyük bir aşk başladı aralarında. 
 

 
Doğrusu ben bu aşkın gelişimini de gücünü de çok hissedemedim ama akışa göre, olan bitenin adı 'kısa sürede gelişen büyük aşk' oldu. Süreyya, Faruk'un hayatından ve medyadaki şöhretinden ürktü. Onun hayatına girip çıkacak herhangi bir kadın olmak istemediği için uzak durmaya çalıştı. Faruk'sa Süreyya'nın gönlünü kazanabilmek için her türlü numaraya/hileye başvurdu. Sonunda Faruk'un Süreyya'yı Uludağ'da esir ettiği bir akşamın sabahına aşkları başlamıştı. Ardından gelen her şey de -başlangıcı gibi- paldır küldür gelişti. Uludağ gezisinin ertesi günü Faruk, Süreyya'yı evine bırakırken, peşinden ayrılmayan sapığı tarafından bıçaklandı. Bu olayın ne olduğu, nasıl olduğu anlaşılmadan; hatta birlikte doğru düzgün birkaç gün bile geçirmeden evlendiler. 

 
Eh, hadi yıldırım aşkıydı, akılları başlarından gitti, romantik rüzgarlar onları nikah dairesine savurdu da.. Peşinden o kadar koşulan, hem ilişki hem evlilik için ikna edilmeye çalışılan Süreyya neden mesleğini, işini, çevresini, evini, hayattaki ailesine ait tek kişi olan teyzesini, bütün hayatını ve yaşadığı şehri bırakıp Faruk'un doğup büyüdüğü şehre taşındı? Faruk orada yaşıyor ve çalışıyor olsa, "ben işimi bırakamam, sen bırak" bencilliğiyle bunu istese 'neyse' diyeceğim ama biz ilk bölüm boyunca Faruk'un İstanbul'dan Bursa'ya bir türlü dönmediğini, İstanbul'daki işleri bırakamayacağını ve orada da evi olduğunu dinleyip durduk; annesiyle bu konuda sürekli sorun yaşıyorlardı. Ne var ki hep bir iktidar savaşı içinde olduğunu anladığımız annesinin, ilişkisine kesinlikle karşı çıkmasının devamında ani bir kararla 

evlenen Faruk için aile en önemli kavram haline geliverdi. Süreyya'nın isteğine rağmen İstanbul'da değil, Bursa'da yaşamak zorundaydılar, hem de ayrıbir evde bile değil; muhakkak ki o konakta! Peşinden onca koşulan ve ikna edilmeye çalışılan Süreyya'nın değil, onu bu ilişkiye ikna etmek için her şeyi yapmaya göze almış görünen Faruk'un istekleri doğrultusunda gelişti evlilikleri.
 
Süreyya bütünüyle yabancısı olduğu, bir kişiyi bile tanımadığı bir şehirde, hiçbir işi-uğraşı olmadan, kendisinden nefret ettiğini saklama gereği bile duymayan kayın validesinin psikolojik işkencelerine maruz kalarak yaşamaya başladı. Üstelik ünlü ve saygın bir iş adamı olan Faruk Boran ve ailesine çok da uygun olmayan bir hayat tarzı vardı Süreyya'nın. 
 

Müzisyendi, sahnede şarkı söylüyordu. Eşi-dostu o çevredendi. Sahne ve eğlence hayatı onun içine doğduğu ve kendi gibi olduğu yerdi. Faruk'sa Süreyya'yı Süreyya yapan bütün bu şeylerden uzaklaşıp Boranların gelini olmaya 'uygun' davranmasını bekliyordu ondan. Peşpeşe yaşadıkları gerilimler (birbirlerine her ne kadar aşık olsalar da) aslında birbirlerini tanımadıklarını kanıtlıyordu.
 

Süreyya kendi hayatından, çevresinden, koşullarından uzaklaşıp daha konforlu, daha güvenli ya da gösterişli bir hayatın peşinde olsaydı (rakibi İpek gibi) belki onu zorlayan bunca şeye göğüs gerebilirdi ama onu bu yeni ve zor hayatta tutan tek şey Faruk'la birlikte olma isteğiydi. Faruk'ta aynı çaba var mıydı peki? Tabi ki hayır. Bu şık bir cehennem gibi görünen hayat dışında hiçbir seçenek sunmadı Faruk Süreyya'ya. Birkaç tatsızlıkta onu savunmak dışında, Süreyya için işleri kolaylaştıracak bir şey de yapmaya çalışmadı. Hatta yavaş yavaş ortaya çıkan tutucu, baskıcı tavrıyla her şeyi onun için daha 
da zorlaştırdı. 
 
Güçlü ve fırtınalı bir aşk bir hikayesi olarak sunulan İstanbullu Gelin'in, üzerine kurulduğu bu temellerle mutlu bir sona ulaşması mümkün değil. Faruk, Süreyya'yı karakteri, mesleği ve hayatıyla kabul edip, onunla birlikte İstanbul'a dönecek; otoriter anneyi de arkalarında mı bırakacaklar? Ya da Süreyya, kayın validesinin taş kalbini yumuşatacak, kendisi de dekoratif bir unsur olmaktan öteye gidemeyeceği konakta sessiz sedasız yaşamayı kabul mü edecek? Belki sakin ve saygın bir müzik okulu açacak. 'Şarkıcı' değil de 'hoca' olacak. Bunların hiçbiri mutlu son gibi görünmüyor bana. Elbette bir aşk hikayesi -bir televizyon dizisi bile olsa- mutlu sonla bitmek zorunda değil. Ne var ki bu aşkın iki tarafından biri olan Faruk'un en baştan beri bencil ve -kibar görünse de- aslında saygısız tavrıyla yanında olmak da mümkün değil. Dolayısıyla bu, 'nasıl gelişecek' diye heyecanla ve keyifle izlediğim bir aşk hikayesi değil; 'Bu kız, bu aileden nasıl kurtulacak' diye tırnaklarımı kemirdiğim bir gerilim hikayesi benim için.

 

Işınla Bizi Scotty
Twitter: @IB_Scotty 



Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar