Bir Osman'a mı zaman yok?

Işınla Bizi Scotty 22.4.2017 İstanbullu Gelin
İstanbullu Gelin

Çalışan, bekar bir anne. Yedi-sekiz yaşlarında, küçük bir oğlu var. Hayatında neredeyse oğlundan başka kimsesi yok. Oğlunun babasıyla yıllar önce ayrılmışlar. Eski sevgilinin şu anda bir oğlu olduğundan haberi yok. Bu bekar anne, bir gün çok ağır bir hastalığa yakalandığını ve durumunun tedavi edilemez derecede ağır olduğunu öğreniyor. Artık yapabileceği tek şey kendisinin yokluğunda, çocuğuna güvenli bir gelecek ve sıcak bir yuva verebilmesi için babaya gidip çocuğun varlığını açıklamak.

 
Bu anlattığım, geçen yıl Fox'ta ekrana gelen Kördüğüm dizisinin başlangıç hikayelerinden biriydi. Dizinin en etkileyici ve en iyi işlenmiş hikayesiydi de bana göre. Neredeyse birebir aynısına İstanbullu Gelin'de şahit oluyoruz bu günlerde. Faruk'un, annesi Esma yüzünden ayrılmak zorunda kaldığı eski sevgilisi Begüm, yıllar sonra Londra'dan Bursa'ya dönüyor. Faruk'a anlatması, açıklaması gereken şeyler olduğunu söylüyor sürekli. Begüm'ün hikayesi yavaş yavaş açıldığı için Faruk'tan Emir adında bir oğlu olduğunu geçen haftaki bölümde; Begüm'ün Bursa'ya dönmesine sebep olan mecburiyetinin, tedavisi mümkün olmayan bir hastalık olduğunu ise bu bölümde öğrendik. Begüm, maddi olanakları çok daha güçlü olduğu ve bu zor zamanlarında onunla ailesi kadar yakından ilgilenen dostları olduğu için Kördüğüm'ün Didem'ine göre çok daha şanslı. Üstelik Begüm - Didem'in aksine- eski sevgili tarafından gerçekten sevilmiş. Didem hikayenin daha başında çok dramatik bir şekilde ayrılmışken Begüm, Faruk ve Süreyya ilişkisinde büyük bir sorun yaratmak üzere, uzun süreliğine geliyor gibi görünüyor. Bazı farklılıklar olmasına karşın iki hikaye arasındaki benzerlikler şaşılmayacak gibi değil. 
 
Begüm yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle, daha önce değil; tam da şu anda dönmeliydi Faruk'un hayatına ama dizierde çok ilginç(!) bulduğum bir durumdur geçmişe ait, intikam planları ya da çözülecek dertleri olan karakterlerin tam da bizim hikayemiz başladıktan bir süre sonra çıkıp gelivermeleri. Adem mesela... Faruk'tan birkaç yaş küçük olmalı, ikisi de kırklı yaşlarına yakınlar. Bunca yıl Boranların hayatına girmekten alıkoyan neymiş Adem'i? Evet yokluktan gelmiş, on yıl sürmüş bu hale gelmesi de, Boranların hayatına girmeye çalışmasının tam da Faruk ve Süreyya evlendikten hemen sonra, yani bizim hikayemiz başladıktan hemen sonra olması biraz 'fazlaca' tesadüfi değil mi?
 
Tesadüflerden söz etmişken.. Süreyya, Faruk'u bulmak için öylesine bir gün, öylesine bir saatte Gölyazı'ya gittiğinde,  Begüm'ün de aynı gün, aynı saatte, Gölyazı'nın aynı noktasında olması nasıl bir tesadüftür öyle? Kaderin cilvesi işte!
 
Mantıkla ikna olamayacağınız olay akışı, karakterlerin sıcaklığı ve doğallıyla, akıcı diyaloglarla bir şekilde atlatılıyor. Dizide de sık sık değinildiği gibi, Süreyya çok tatlı, doğal ve sıcak bir karakter. Faruk ve Süreyya'nın başbaşa oldukları sahnelerde, ikisi arasındaki hem romantik hem sevimli sahneler dizinin en büyük kurtarıcılarından. Bu konuda özellikle Aslı Enver'in hakkını bol bol teslim etmek gerek. Süreyya'yı bir başkası canlandırsaydı karakterin böyle sevimli, böyle doğal olacağını ve duygusal olarak diziyi bu denli sırtlayabileceğini hiç sanmıyorum. 
 
Bölüm boyunca çok sürükleyici, önemli olaylar olmasa da iyice tanımaya başladığımız, alıştığımız karakterileri görmek ve ilişkilerine tanık olmak isteği, diziden çok fazla sıkılmadan karşısında kalabilmek için yeterli oluyor artık. Sekiz bölümün ardından az çok herkes için bir fikrimiz var; kimden ne bekleyebileceğimizi, ne bekleyemeceğimizi biliyoruz artık. Senarist değişiklikleri nedeneiyle zaman zaman sıkıntı yaşansa da taşlar yerli yerine oturdu. Hırsını bir kenara bırakıp amaçsız, bunalımlı bir halde konakta dolaşıp duran İpek eski iddialı günlerine geri döndü örneğin. Esma ise her şeyi kontrol etmek isteyen, kibirli ve aşağılayıcı karakterinden bir adım bile sapmıyor. Esma tutarsızlığında bile o kadar tutarlı bir karakter ki neredeyse hiçbir hareketi şaşırtmıyor artık. İşte bu yüzden Murat'ın yaptığını anlamak mümkün değil. Şimdi, bana sorun örneğin; kim olduğunu kimsenin bilmediği, motorcu bir kızı akşam yemeğine habersiz getirirsen Esma'nın kıyameti kopartacağını ben biliyorum; Murat sen ne gamsız, ne aklı bir karış havada bir adamsın. Bade'yle yaşadığın saçma sapan durumu hiç açmayayım bile.
 
Karakterlerden söz etmişken, Osman neden yok? Faruk zaten esas adamımız, ona değinmeyelim bile. Fikret  şimdi İpek'le de tam bir takım olmaya başlamışken, o kifayetsiz muhteris haliyle kendisine bol bol yer bulabiliyor hikayede.  Murat da tembelliği, sorumsuzluğu, başına buyrukluğu ve aşk hayatındaki karışıklığıyla ekranı bol bol işgal edebiliyor. Peki bizim daha ilk bölümde tanıştığımız, aşık oluşuna ve hayal kırıklığına tanık olduğumuz Osman neden hiç yok bu dizide? Birkaç sahnede görünüp Süreyya'ya ve teyzesine moral vermek dışında ne yapıyor? Bütün dizinin Süreyya'yla birlikte en sevilesi karakteri oysa ki. Ne yazık ondan hiç faydalanılamaması. Her yaptığı şıp diye açığa çıkan, istediği noktaya bir türlü varacak gibi görünmeyen Adem'i, İpek'le kafa kafaya verip evdeki herkese laf sokan ama etrafında ne olup bittiğinden zerre kadar haberi olmayan Fikret'i, hâlâ neden Bursa'da olduğu, konakta ne gerekçeyle kalıyor olduğu belli olmayan Senem'in geçmiş maceraları yerine Osman'ın olası hikayeleri çok daha ilgi çekici olabilir oysa ki..


Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar