Faruk bunca soruna nasıl dayanacak?

Işınla Bizi Scotty 21.6.2017 İstanbullu Gelin
İstanbullu Gelin

 Faruk Boran'dan, İstanbullu Gelin'in ilk bölümünden beri hoşlanmıyorum. Büyük bir özgüven ve hatta kibirle, Süreyya'nın kalbini kazanmak için haddinsınıden fazla yaptı ilk bölümlerde. Kendisiyle görüşmeyi kabul etmeyen Süreyya'nın, onun en yakın arkadaşını da araya sokup kandırarak Uludağ'a gitmesini sağlamıştı, hatırlıyor musunuz? İlk bölümde Süreyya, (sözde) hasta olduğu için bir işe gidemeyen Dilara'nın yerine Uludağ'a kadar apar topar gitmiş, oraya vardığında da bütün bunların Faruk'un bir oyunu olduğunu öğrenmişti. Faruk, Süreyya'nın sinirle geri dönmeye çalışmasını engellemek için bile oyunlar çevirmekten geri durmamıştı, yüzünde o kendinden emin gülümsemeyi de hiç kaybetmeden...

 
Zar zor geçindiği için hiçbir işi kaçırma lüksü olmayan genç müzisyen bir kadın apar topar şehir dışına çıkıp bir işe yetişmeye çalışıyor. Kendinden çok, parasına ve nüfuzuna güvenen bir adam, o kadının mesleğini, hiç saygı duymadan kendi gönül işlerine alet ediyor. Bu kadının maddi olarak sıkıntıda olmasından faydalanmaya çalışıyor. Üstüne üstlük, bu kadın hapsolduğu durumdan kurtulmaya uğraşırken bile önüne bin bir tane engel çıkarıyor. O kadın ona daha önce defalarca 'hayır' demiş ama adam bu 'hayır'ı kabul etmiyor. Bizden de bu olan biteni 'Ah ne romantik bir adam, ne kadar da kararlı.. Ah hem yakışıklı, hem komik.. Üstelik çok da zengin' diyerek gözlerimizden kalpler fışkırarak izlememiz ve Faruk Boran'ın bütün bu yaptıklarının tacizcilik ve üç kağıtcılık olduğunu görmezden gelmemiz bekleniyor.
 
İş bahanesi uydurup, Süreyya'yı Uludağ'da bir otelde onunla kalmaya mecbur bırakanın 'romantik ve yakışıklı' Faruk Boran değil de Süreyya'yı şarkı söylediği restoranın koridorunda sıkıştıran ve taciz eden yabancı iş adamı olduğunu düşünün bir de. Eylemler aynı, adam farklı olsa da romantik olacak mı bunlar? 
 
İkinci bölümde Faruk, Süreyya'ı konağa getiriyor, ailesine onunla evlenmek istediğini haber veriyor. Esma Hanım kıyameti koparıyor. Süreyya ise bu duruma dayanamayıp çekip gidiyor konaktan ve hızla İstanbul'a dönmeye çalışıyor. Faruk Boran ne yapıyor peki? Önce Süreyya'nın hangi otobüste olduğunu öğreniyor, sonra yolunu kesiyor otobüsün. Hadi diyelimi buraya kadar normal. Ardından kendisiyle gelmek istemeyen Süreyya'yı elinden kolundan çekiştirerek indiriyor otobüsten. Yolcular da (özellikle kadın yolcular) Süreyya'nın itirazlarına, bağırıp çağırışına rağmen olayı tebessümle izliyorlar. Kimse de kılını kıpırdatmıyor. Benden küçük bir hatırlatma ve rica: Eğer bulunduğunuz ortamda bir adam, itiraz eden, yardım isteyen bir kadını zorla, sürükleyerek götürüyorsa lütfen gülümseyerek izlemeyin; polis çağırın!
 
Faruk'un marifetleri bu kadarla da bitmedi. Önce Süreyya'nın evlenince İstanbul'da yaşamak istemesine rağmen -annesinin Süreyya'ya ne büyük zorluklar yaşatacağını da bilerek- kendi işini, kendi ailesini, kendi hayatını öne sürerek Bursa'da o konakta yaşamalarını istedi. Bunu Süreyya'ya kabul ettirdi. Evliliklerinin ilk dönemlerinde Süreyya'ya çok zorluklar yaşattı. Eğlenmek için gittikleri bir barda sahneye çıkıp şarkı söylediğinde kıyameti kopardı.. Süreyya'nın onun karısı olduğunu, onun isteklerine uymak zorunda olduğunu söyledi. Çalışmasını da istemiyordu. Bir nokta da artık Süreyya 'Bu benim, ben değişmedim. Sen benim kim olduğumu bilerek evlenmek istedin' diyerek isyan noktasına vardı. Her ikisi de birbirlerini hiç tanımadan evlenmenin hata olduğuna hükmettiler ve boşanmayı konuşmaya başladılar. Ne var ki her gerginliklerini birbirlerine aşık oldukları için aştılar.
 
Sezonun ortalarında bir yerde, Faruk'ta değişimler olmaya başladı. Süreyya'nın hamileliğiyle birlikte çok daha anlayışlı, şefkatli, eşine saygı duyan, ona güvenen ve her ne olursa olsun onun incinmemesi, kırılmaması için uğraşan bir adam haline geldi. Bu dönüşümün ikna edici olduğunu söyleyebilmek isterdim ama geçiş hızlı oldu. Önceki hali öyle katlanılmaz ve empati yapılamazdı ki Faruk'un bu yeni halini mantıklı gelişse de gelişmese de aldım, bağrıma bastım. Bu noktadan sonra da hikaye çok daha derinleşti, duygusallaştı. İzleyici olarak Süreyya ve Faruk aşkı her şeye dirensin, bütün sorunları atlatsınlar istemeye başladık. 
 
Kendisini tanımamız yukarıda anlattığım nahoş şekillerde olduğu için Faruk'a artık kanımın tam olarak kaynaması mümkün değil ama dizinin geldiği şu noktada, yaşanan onca şeyin hepsiyle aynı anda uğraşmasını, çırpınmasını izleyince onun için üzülmeden, hatta haline acımadan da edemiyorum.
 
Süreyya'nın hamileliği öğrenildiği sıralarda Faruk, eski aşkı Begüm'ün Bursa'ya döndüğünü öğrendi. Süreyya'yla tanıştıklarını  görünce Begüm'ün, eşini rahatsız edeceğinden, huzurlarını kaçıracağından çekindi. Bu aşamada Süreyya'ya hemen Begüm'den söz etmeliydi. Etrafındakiler de ısrar ettiler bu konuda ama Faruk, Süreyya hamile olduğu için onu tedirgin etmek istemedi. Bu arada tesadüfler birbiririni kovaladı; Süreyya, Begüm ve Begüm'ün oğlu bir hayli sıkı fıkı olmaya başladılar. Faruk bir noktadan sonra Begüm'ün oğlu Emir'in kendi oğlu olabileceğinden şüphelenmeye başladı. (Aynı şüpheye Esma da sahipti, DNA testiyle de bu ispatladı.). Faruk bu durumu artık Süreyya'dan saklayamayacağına karar vermişti ki Süreyya'nın hamileleğinin sorunlu olabileceği, bebeğin hastalık riskinin bulunduğu ortaya çıktı. Artık Faruk'un Begüm ve Emir'i anlatması iyice zorlaşmıştı. 
 
Faruk bütün bunlar olurken  'yalanı ortaya çıkmasın, karısına yakalanmasın' diye değil, Süreyya'yı üzmemek ve bebeklerine zarar vermemek için çalışıyordu ve bunun için gerçekten uğraşıyordu. Her geçen gün Süreyya'ya yalan söylüyor olmaktan, Begüm'le her görüştüklerinde onu kandırıyor olmaktan çok büyük bir vicdan azabı çekiyordu. Süreyya bebeğini kaybedip kabuğuna çekildiğinde Faruk'un Emir'in oğlu olduğunu açıklaması ise ancak şımarıklık olabilirdi. Faruk gözümüzün önünde, bir yalan çığın içinde çırpına çırpına yuvarlandı.
 
Üstelik dertleri bu konuyla da sınırlı değildi. 10 yıl önce Begüm'ün onu sebepsiz terk etmiş olmasını hâlâ atlamamışken bir oğlu olduğunu, Begüm'ün bunu ondan sakladığını, buna sebebin de annesi olduğunu öğrendi.Böyle bir şeyi ondan sakladığı için Begüm'e hesap soracakken de onun ağır bir hastalığı olduğu, tedavi gördüğünü, Bursa'ya dönme sebebinin bu olduğu ortaya çıktı. 
 
Kendisini ciddiye almadığı ve hep onun gölgesinde kaldığı için ağabeyine kızgın olan Fikret'le de sürekli uğraşmak zorundaydı Faruk. Fikret bu iddalarında haklı olsa da aynı zaman da kifayetsiz olduğu da doğruydu. Bu nedenle (yeni, normalleşmiş) Faruk kardeşine güvenenemekte haklıydı. Kısa süre önce ortaya çıkan ve Faruk'la güçlü bir düşmanlık geliştiren Adem, Fikret'in zaaflarını kullanarak Faruk'u alt etmeye çalışıyordu. Faruk'un, aslında gayrı meşru kardeşi olan Adem'in, arkasından çevirdikleriyle uğraşması gerekiyordu bir de.
 
Bunlar aynı anda, çok şiddetle yaşanırken Faruk'un en küçük kardeşi Murat bir motor kazası geçirdi. Yatağa mahkum hale geldi. Evde tedaviye başlandı. Aslında böyle bir durumda işini gücünü her şeyi bırakıp kardeşiyle meşgul olması gereken Faruk, Murat'ın yüzünü bile göremiyordu neredeyse. Bütün bunlar yaşanırken, dizinin asıl konusu olan Faruk-Esma-Süreyya çekişmeleri, Esma'nın -açık ya da gizli- Faruk'un hayatını sürekli olarak kontrol etmeye çalışması sorunu şu an hayatlarındaki hafif bir pus sadece.
 
Faruk'un bütün bocalamaları, gidip gelişleri, öfkesi, korkuları, daralması, bunalması çok başarılı işlenmiş. Begüm'e gerçeği ondan sakladığı için hesap sorduğu sahnedeki öfkesi, hayreti beni şu ana kadar en etkileyen Faruk sahnesi oldu. Esma ve Faruk'un konuşmasına kulak misafiri olan ve Emir konusundaki gerçeği öğrenen Senem, kendisine bu konuda hesap sorduğunda Faruk'un verdiği tepkiyi görünce gerçekten içim acıdı. Adamcağız panikten ve öfkeden patlayacak hale geldi adeta. Bütün bu dertlere bir de Süreyya'nın Begüm konusundaki gerçeği öğrenmesiyle onu terk etmesi de eklendi. İnce bir ipin üzerinde, kimseyi incitmeden, kırıp dökmeden ve düşmeden yürümeye çalışan Faruk'un bunca baskıya artık nasıl dayanabileceğini kestirmek güç. 
 


Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar