Güle güle Süreyya, Hoş geldin Adem

Işınla Bizi Scotty 1.4.2017 İstanbullu Gelin
İstanbullu Gelin

Sen beni kolumdan tutup getirmedin mi buraya? Benim hayatımı değiştirmedin mi? Ben sana güvendim, sana inandım; sormadım, sorgulamadım; ne dediysen 'tamam' dedim. Yanımda olacaktın benim. Bunun için mi? ..... Senin için bu kadar kolaysa..

 
Süreyya, Faruk'un düzenlettiğini düşündüğü boşanma protokolünü gördükten sonra, hışımla Faruk'un ofisine gidip bunları söyledi. Çok haklı bir sitemdi. Bütün hayatını bir anda, sadece Faruk'la birlikte olabilmek için geride bırakıp hiç bilmediği yeni bir hayata adım atmıştı. Son derece kaba bir şekilde, hem de önüne uygunsuz olduğu düşünülen fotoğraflar koyularak protokolü imzalaması istenmişti. Hesap sormaya da, sitem etmeye de, bağırıp çağırmaya, 'yazıklar olsun' demeye de hakkı vardı. Elbette her şey Esma'nın komplosu, dizinin de ilk entrikasıydı.
 
Neyse ki olay fazla uzamadan gerçek açığa çıktı. Faruk'un o protokolü, fotoğrafları ve öfkeden deliye dönmüş Süreyya'yı gördüğünde ve durumu anladığında biraz mahçup olması, sitem ve üzüntüyle 'benim bunu  yapacağımı nasıl düşünürsün Süreyya?' gibi bir tepki vermesi şık olurdu. Mükemmel, romantik eşten böyle bir karşılık beklersiniz ama Faruk Boran bu; dizinin başından beri sürdürdüğü bencillik politikasına uygun davranıp 'YETERRR' diye bağırarak Süreyya'nın sözünü kesti ve  'Benim bunu yaptığıma nasıl inanırsın, NASIL?' diye hesap soran, suçlayan başka bir bağırma daha geldi peşinden. (Esma Boran'ın oğlu işte, diyeceğim de Osman'a ayıp olacak.)
 
 
O sırada mutluluktan etekleri zil çalan Esma Boran ise Süreyya ve Faruk'un yüzleşebileceğini akıl bile etmeden yine birilerini aşağılamak, küçümsemek ve yönetmeye çalışmakla meşguldü. Nurgül'e 'Fikret senin değil, benim oğlum!' nispeti yapmaya çalışırken, İpek'e iyi eş nasıl olunur dersi veriyor, aynı zamanda da Fikret'i doğum gününü unutmamış gibi yaparak aptal yerine koymaya çalışıyordu. Ne var ki aslında sadece kendisiyle meşgul olan, etrafındaki kimseyi umursamayan ve tanımayan Esma, bizim uyumsuz ama aşık çiftimiz Süreyya ve Faruk'un gözüp açıp kapayana kadar barıştığını fark etmedi bile.
 
Faruk'u ilk defa takdir ettim. Süreyya'yı annesine karşı gerçekten inançla savundu ve annesinden, sadece kendisine oyun oynadığı için değil, Sürayya'ya haksızlık ettiği için hesap sordu. Sonrasındaki romatik sahneler, Süreyya ve Faruk'un İstanbul'da geçirdikleri kısa zaman, evdeki yatak sohbetleri.. hepsi oldukça sevimliydi, eğlenceliydi. Ve sanki 'İstanbullu Gelin' de orada bitti. Hızla ve bütünüyle 'Gayrimeşru' dizisine geçiş yaptık.
 
Faruk'un babasının evlilik dışı bir ilişkisinden dünyaya gelmiş ve horlandığı için yıllarca intikam hırsı biriktirmiş olan Adem Sezgin dizinin merkezine yerleşti. Adem'in zaten 2. bölümden beri oradan buradan sızdığını izlemiştik ama bu bölüm bütünüyle onun üstüne kurulmuş gibiydi. Rakip firmasının açılışı, hemen komşu konağa taşınması, Boranların hisselerinin bir bölümünü alması, Derya'yla müzik okulu konusunda anlaşma yapması, Fikret'tle arkadaşlık kurması, babalarının ölüm yıl dönümü annesiyle akşam yemeğe gelmesi, hatta annesinin gün boyu mevlüt için Boran konağında olması, flashback'ler, planlar... 
 



Neredeyse bütün bölümü kaplayan bu olayların Süreyya ve Faruk ilişkisiyle, Süreyya'nın konaktaki varlık mücadelesiyle ne ilişkisi var?  Böyle bir açılımın onlarca bölüm sonra, hikaye tıkandığında yapılmasını anlarım ama Adem bütün gizemiyle 2. bölümde belirdiğine göre baştan beri plan bu. Peki amaç ne?

Daha beşinci bölümde 'eski-unutulmayan-geri dönen-büyük aşk' çıktı bir de. Çok erken değil mi bütün bunlar için?  Faruk'un Londra'dan dönen eski sevgilisinin ondan sakladığı bir de sırrı var gibi. Dizinin daha başında Faruk'a da bir gayrimeşru çocuk çıkarmazlar değil mi?
 
Senaryonun gitmeyi seçtiği yol beni endişelendirmeye başladı doğrusu. Bunca 'büyük' olayın arasında Osman'ın mütevazı ve eski romanları anımsatan naif aşkına zaman kalacak mı ki?
 
Son olarak İpek konusunda yaşadığım hayal kırıklığından da söz edeyim. İpek'i ilk bölümlerde öyle hırslı, kıskanç ve plancı bir karakter gibi göstermişlerdi ki şu an yaşadığı şaşkınlığa, amatörlüğe inanamıyorum. İpek her ne kadar Faruk'la evlenmeyi kafasına koymuş olsa da asıl tutkusu ve takıntısı, konağın hanımı olmaktı her zaman. Fikret'le evlilik gündeme geldiğinde hiç düşünmeden kabul etmesi de aynı şeyi doğruluyor gibiydi. O İpek'in konak hanımlığı makamına ulaşmak için hemen çocuk yapmaya niyetleneceğini ve kocasının kendisine olan zaafını da hırsları için kullanmasını beklerken bu gördüğümüz romantik, çaresiz, ne yapacağını bilemeyen, plansız İpek'i anlayamıyorum gerçekten. Neyse ki evlilikte dikey geçiş gibi bir yöntem olmadığını annesi İpek'e hatırlattı ama fragmana bakılırsa İpek'te bir değişiklik olmuyor.
 
Gerçi, ne önemi var? Değil İpek, Süreyya bile önemsizleşmiş görünüyor şu an. Artık yeni ana karakterimiz Adem, dizimizin yeni adı da 'Gayrimeşru' nasıl olsa.

Işınla Bizi Scotty
Twitter: @IB_Scotty


Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar

TÜM YAZI ARŞİVİ