Oysa biz senden neler bekliyorduk İpek

Işınla Bizi Scotty 10.4.2017 İstanbullu Gelin
İstanbullu Gelin

İstanbullu Gelin 6. bölümü, büyük bir çoğunlukla Faruk ve Fikret arasındaki gerilimle, Fikret'in Adem'le olan yakınlığı hakkında Faruk'un öfkesiyle, Fikret'in her zamanki isyanlarıyla geçti. Büyük kavgalar yaşandı iki kardeş arasında. Bağırış-çağırışın gereğinden fazla olduğunu ve yorduğunu düşünsem de, ilerleyen bölümlerde beklediğim Fikret'in Faruk'a atacağı büyük kazığın temellerini kurması bakımından bu gerilimi faydalı buldum. Faruk ve Fikret arasındaki ağabey-kardeş çatışmasının rengi biraz değişmeye başladı bu son bölümlerde. İlk zamanlarda Faruk'un, kendisini herkesin üstünde gören, megolaman, kardeşlerine gereği kadar saygı göstermeyen, onları ciddiye almayan, adaletsiz bir ağabey olduğunu düşünüyordum; hâlâ öyle olduğunu düşünüyorum ama adaletsizliği tartışılır oldu artık. 

 
Durumu değiştiren Fikret'in bunları hak edediyor olduğunu anlamamız oldu. Koskoca bir ulaşım firmasının yöneticisi olan, otuz yaşlarında görünen Fikret'in Adem'in tavırlarının hiçbirinden şüphelenmemesi, her türlü tuzağa kolayca düşmesi, ihale konusunda ağabeyinin verdiği (kendisinin haberi bile yok) bilgiyle gidip Adem'e sitem edip, ufak bir gösteriyle hemen geri adım atmasıyla Fikret aslında sadece mızmız bir ergen olduğunu kanıtlamış oldu. Evet Faruk, Fikret'e güvenmiyor, saygı duymuyor ama bir yandan da nasıl yapsın?
 
Fikret'in ruhsal ergenliğinin bir başka kanıtı da İpek'le yaşadıkları. Faruk'la evlendirilmek istediğini pekala bildiği, sonra bir mucize eseri kendisini evliliğin eşiğinde bulduğu İpek'in hislerini hiç sorgulamadı. Başkasına ilgisi olduğu belli olan bir insanın, birden kendisiyle evlenmeyi kabul edişini hiç kurcalamadan büyük bir iyimserlikle balıklama atladı bu evliliğe.  Bu zamana kadar - tıpkı her sıkışıklıkta Faruk'a yaptığı gibi - annesine gidip sızlandı, 'sen beni umursamıyorsun, senin için varsa yoksa Faruk' diye ağlandı durdu. Evlilikten sonra da İpek'in ve Esma'nın oyunlarına geldi, ezildi, sızlandı, kandırıldı, ağlandı, bir oraya bir buraya çekiştirildi, kullanıldı, sitem etti. 
 
İpek'se İstanbullu Gelin'deki en şaşırtıcı, en sağ gösterip sol vuran karakter oldu benim için. İlk bölümlerdeki o hırslı, gözü yükseklerde, kendini beğenmiş kızdan bu şaşkın, duygusal, kararsız, hesapsız-plansız, acıklı karaktere (hem de bu kadar çabuk) varacağımızı hiç beklemiyordum gerçekten. Biz İpek'in - tıpkı o kahve falındaki yılan gibi - sinsice konağa sızıp, Esma'nın dibine kadar sokulup her şeyi ele geçirmeye çalışmasını bekliyorduk oysa ki. Bu durumu, ilk bölümlerde dizinin reytinglerde bekleneni hemen verememesi üzerine yapılan senaryo değişikliklerine bağlıyorum doğrusu. İpek konusunda şu an öyle bir noktaya gelindi, karakter öyle bir mağduriyet içine sokuldu ki, son olarak yaşadığı şeyin ağırlığını Süreyya'nın yaşadığı hiçbir şeyle kıyaslamak mümkün değil. Başta dizinin Esma'yla birlikte en olumsuz karakteri olarak bize sunulan İpek'i artık nereye, ne şekilde konumlayacağımızı bilmek imkansız gibi. İpek konusunda, bakalım daha nerelere savrulacağız.
 
Bu iki konu dışında bölümün en dikkat çeken konusu ise Süreyya'nın hamileliği oldu. Hamilelikten şüphelenmesi, testler yaptırması, Derya ile heyecanları, aynı zamanda müzik okulu konusu, Faruk'a haberi vermeye çalışması, Osman'ın habri aldığındaki üzüntüsü, Faruk'un aklını kaybetmişçesine sevinci, Faruk ve Süreyya'nın mutluluğu bölümün eğlenceli yanlarıydı. Burada da büyük bir sürpriz yaşadık. Bebek haberini İpek'ten almayı bin kez tercih eden ve değil Süreyya'nın torununu doğurmasını kabullenmeyi, konakta bir gün geçirmesini bile istemeyen Esma, bebek haberine sevindi. Gerçekten sevindi, şükredecek kadar hem de. Bu durumla yaşadığımız şaşkınlık yetmiyormuş gibi bölüm finali bütün bölümün en ilginç, en heyecanlı sahnesine imza atmayı başardı. Süreyya yüzleşmek üzere Esma'nın odasına gitti. Önce evlilik protokolü oyunuyla ilgili hesap sordu. Sonra da açtı ağzını, yumdu gözünü. "Keşke istemeseydiniz ama, eğer savaş istiyorsanız savaşırım!" dediğinde Esma'yla birlikte hepimizin ağzı açık kaldı. Özellikle 'Ben çocuğunun yanında aşağılanan, ezilen bir anne olmayacağım' dediğinde oturduğum yerden kalkıp Süreyya'yı öpmek istedim.  Esma'nın yüzünde de hayretle hayranlık arası bir ifade belirdi. Bebeğe sevinmesiyle başlayan ve bükemediği eli öpmeye varan bir dönüşüm geçirdiğini düşündüm Esma'nın. Odadan çıktığında, Esma'ya ağzının payını vermiş olduğu için gururlu olan Süreyya da aynı şeyi düşünmüştü belki. Derken.. Esma'nın odasından bir şangırtı geldi. Süreyya koşarak odaya girdiğinde Esma'yı yerde baygın yatıyor buldu. Dizinin ve senaryonun seyirciyle böyle ustaca oynaması, istediği duygudan istediği duyguya sürekleyip adeta seyircinin kendisini bir mizah unsuruna dönüştürmesi oldukça ustaca bir hareketti. Hele ki beş dakika önce kahraman bir komutan edasıyla odadan çıkan Süreyya'nın fragmanda Esma'ya karşı süt dökmüş kedi gibi mahçubiyeti görülmeye değerdi gerçekten. 


Işınla Bizi Scotty
Twitter: @IB_Scotty


Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar

TÜM YAZI ARŞİVİ