Süreyya senden de annenden de izin almayacak Faruk

Işınla Bizi Scotty 17.4.2017 İstanbullu Gelin
İstanbullu Gelin
Oldukça durgun bir bölümdü. İzleyeni duygudan duyguya, heyecandan heyecana ya da keyfe sürükleyen şeyler olmadı İstanbullu Gelin 7. bölümünde. Bölüm boyunca en yoğun yaşadığım duygular; Esma'nın entrikalarıyla Süreyya'yı ezmeye çalışması ve en kıymetli oğlu Faruk'un da -güya hep Süreyya'nın yanında yer alıyormuş gibi görünüp- anlayışlı olmasını, alttan almasını isteyerek Süreyya'yı başka türlü baskılamasına karşı bende oluşan isyan-öfke-yılgınlık oldu..
 
Süreyya, Esma'nın kalp krizi geçirmesine neden olduğunu sanarak vicdan azabı ve utançla kendi konağın orasından burasına savurup dururken, biz Esma'nın yeniden oğullarının kıymetlisi olabilmek amacıyla duygu sömürüsü yapmak ve Süreyya'ya 'sen benimle aşık atamazsın' demek için bu kalp spazmı yalanını uydurduğunu gördük. Esma göz dağı vermek için Süreyya'ya bunu açıkladı, Süreyya ise elbette bunu kendisine sakladı. Doktoru bile Esma'nın yalanına ortak olmuşken kim inanacaktı ki ona? 'Annem benim kırmızı çizgim, onu üzmene izin vermem' diyen Faruk mu? Elbette Süreyya bu durumu sineye çekti. Ağzını açıp iki kelime edebildiği, hakkını arayabildiği tek anda bu olanlar ortadayken ne yapabilir ki zaten?
 
Süreyya'nın bu ezilip durmaları artık benim için diziyi izlemeyi bir hayli güçleştirmeye başlasa da bu bölüm bana 'oh be' dedirten iki sahne oldu. Açacakları müzik okulu için tuttuğu binayı Süreyya'ya göstermeye çalışırken ortağının tavırlarından rahatsız olan Dilara'nın, "Esma Hanım ayarlarında kalmışsın, fabrika ayarlarına dön" uyarısıyla başlayan tartışma bu dizide şimdiye kadar söylenen en anlamlı ve yerinde sözlerle son buldu."Şurada hayallerimizi gerçekleştirmemize ramak kalmış, sen bana kaynana dedikodusu yapıyorsun.. Süreyya nerde ya? Çağırsana onu bana! Bu musun sen, bu mu oldun yani? Sadece Boranların gelini!" Kafası karışmış, affallamış Süreyya'nın aklını başına biraz getirdi bu sözler. Aynı günün devamında, Faruk'un bu bina tutma işinden haberdar olduğunda Süreyya'ya hamileyken çalışamayacağını söylemesi üzerine  Süreyya'nın "Sen benim hayatıma kafana göre nokta falan koyamazsın Faruk Boran. Ben bu konakta süs bebesi olmak için çalışmadım ömrüm boyunca. Çalışan kadın istemiyorsan annenin seçtiklerinden alsaydın. Ben ne senden ne senin annenden izin falan almayacağım. Al! Benim de sınırım bu." dediğinde ben de biraz rahatlayabildim.
 
Küçük bir ayrıntıda olsa, bölümde hoşuma giden bir başka detay da Süreyya'nın hâlâ durmaksızın atıştırmayı sürdürmesi oldu. Bir dizide bir kadının hamile olduğunun birkaç belirgin işaretinden biridir çok yemeye başlaması. Baş dönmesi,mide bulantısı yaşar; biz de "Ay yoksa hamile mi" diye meraklanmaya başlarız. Ve karakterimizin hamile olduğunun belgelenmesiyle birlikte bütün o diğer işaretler ortadan kayboluverir. Süreyya'nın hâlâ elinden düşürmediği aburcuburlarla, sinirden yemek yemeyi bırakamadığını söyleyerek dolaşması olan biteni çok daha inandırıcı, samimi bir hale getirmiş.

Dizi birkaç kez senarist değiştirdi. Bu durum bazen karakterlerin davranışlarına bazen de bölüm içindeki ağırlıklarına etki edebiliyor. Birkaç bölüm önce Adem Sezgin'in dizide ağırlığının gereğinden fazla olduğundan, adeta ana karakter olan Süreyya'yı geri plana attığından şikayet etmiştim. Yine bir ara, Faruk'un eski sevgilisi Begüm de fazlaca zamana sahip olmaya başlamış gibiydi. Senaryonun şu anki haliyle bu karakterlerin işleniş dozu çok yerinde. Bölüm onların üzerine kurulmuyor, onların (şu anda daha çok Adem için geçerli bu durum) sebep oldukları olaylarla ana karakterler etrafında şekilleniyor. Böylece biz de oradan oraya savrulmuyoruz izleyici olarak. 
 
Bölümde beni Süreyya'nın durmaksızın ezilmesiyle birlikte rahatsız eden bir başka konu da İpek'in bölüm sonundaki değişimi oldu. Önceki yazımda, şer cephesinin önemli neferi İpek'in duygusal, kararsız, amaçsız birine dönüşmesinin senaryo değişikliklerinden kaynaklanmış olabileceğinden söz etmiştim ve durumdan şikayetçi olmuştum. Geçen bölümde yaşanan olaysa İpek'i bambaşka bir yere koydu. Bütün olumsuz özellikleri bir tarafa, kocasının tecavüzüne uğrayan bir kadın olarak İpek hikayenin en mağduru haline geldi. Bu mağduriyet ve yaşadığı dramla, diğer bütün olumsuzlukları da önemini kaybetti. Bu bölümdeyse İpek yaşadığı mağduriyeti ve kocasının utancını onu parmağının ucunda oynatmak için bir araca çevirmeye karar verdi adeta. Konunun hassasiyeti açısından bu durumu rahatsız edici bulduğumu söylemeliyim.
 
Son birkaç haftadır olduğu gibi, durgun geçen bölüm heyecanlı bir şekilde sonlandı. İşin içine silah sokularak heyecan artırılmak istenmiş gibi görünüyor. Ademe saldıranlar kimdi belli değil. Faruk çıkma olasılığı çok düşük. Fragmandan anladığımız kadarıyla bu konuyu da Faruk-Süreyya ilişkisinde bir sorun olarak işlemeyi başabilecekler gibi. Fragmanın sonunda Faruk'un sarf ettiği 'Ben hiçbir hikayenin sonunda üzülen taraf olmadım' sözleri ise çok manidar. Faruk'un üzülen taraf olmadığı bir son, Süreyya'nın da mutlu olacağı bir son anlamına gelir mi ki? İkisinin de mutlu olabileceği bir hayat çok da mümkün görünmüyorken.
 

 



Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar

TÜM YAZI ARŞİVİ