İstanbullu Gelin senaryosu, nihayet asıl sahibine kavuştu

Işınla Bizi Scotty 2.5.2017 İstanbullu Gelin
İstanbullu Gelin

İstanbullu Gelin'in 9. bölümü şimdiye kadar yayınlanan en iyi bölümlerinden biriydi. İlk bölümle birlikte benim favori bölümüm oldu hatta. El değiştirdiğinden beri zaten oldukça iyileşmeye başlayan senaryo 9. bölüm itibarıyla kıvamını buldu, derinlik kazandı. En önemlisi de (ve bence dizilerimizde az bulunan bir özellik olarak) bölüm boyunca olan olayların, adeta bir duvar örer gibi birbirine bağlanması. Çoğu dizide olanların sadece bölümü kurtarmak için gerçekleştiğine, bölümlük heyecanlarla izleyicinin ilgisini çekmek için işlendiğine ve hikayenin bütütüne hizmet etmediğine tanık oluyoruz ne yazık ki. İzleyicinin bir sonraki sahneyi de sonraki bölümü de merak etmesinin en önemli yolu bu ilişki; olayların birbirine bağlanarak bir yol oluşturması.

 
Geçen bölümde İpek'in beğendiği bir evi Fikret'in ona almak istediğini izlemiştik. Gerçi, kabul etmeliyim ki, konak ve konağın hanımı olma takıntısı bulunan İpek'in, arada bir kaçamak yapmak, yalnız kalmak için bir ev istemesi çok inandırıcı değildi; özellikle de Fikret'le vakit geçirmekten pek hoşlanmadığını düşünürsek... Belki altı doldurulamadı, belki iyi işlenemedi ama konu bu bölüm çok faydalı bir yere bağlandı. Bu ev alma konusu Fikret ve Faruk arasındaki krizlere bir yenisini ekledi. Şimdiye dek bize gösterilen karakterlerine uygun olarak Faruk kendisinden habersiz yapılan böyle bir ödemeye  onay vermedi. Esma da Faruk da ayrı bir ev almayı gereksiz buluyorlardı, tonlarca evleri vardı orada burada zaten. Fikret, özellikle Faruk'un gözünde kendisine ait, bağımsız bir hayatı olabilecek, kararlar alabilecek biri değildi. Her ne kadar yaptığı hiçbir şeyin önünü arkasını düşünmese de, ağabeyini haklı çıkaran tonlarca beceriksizliği, kifayetsizliği olsa da, iş güç sahibi, evli, yetişkin bir adam olarak böyle kısıtlanmayı, aşağılanmayı kabullenemedi. İpek'in sürekli hakir görmeleri, Faruk konusunda onu hırslandırmaları ve son olarak İpek'in babasının da devreye girmesiyle Fikret iyice sıkıştı, hırslandı. Bir çıkış olarak da Adem belirdi yeniden yanında. Adem'in şimdiye kadar takmaya çalıştığı ama her seferinde Faruk tarafından savuşturulan çelmeler de bir üst seviyeye geçti ve Faruk'un hemen yanı başında, sinsi sinsi büyüyen bir felakete dönüşmeye başladı. Birbirinden tamamen bağımsız görünen İpek'in yükselme hırsı ve Adem'in intikam hırsı da üst üste koyulan tuğlalar oldu bu hikayede. Ama bu gelişmenin de bir noktada ana hikayeye, Süreyya-Faruk evliliğine bir sorun olarak ilişmesi gerekecek. Aksi halde kendi başına hareket eden, savruk bir yan hikaye olarak kalır yalnızca.
 
Senaryodaki güzel gelişmelerden bir başkası da karakterlere genel olarak duygusal derinlik gelmeye başlaması. Esma'nın, özellikle beşik konusunda belirginleşen aile ve ne olursa olsun birarada olma hassasiyeti çok daha belirgin işlendi bu bölüm. Şimdiye dek Esma için ailesinin, yönetebileceği, kontrol edebileceği bir egemenlik alanı olduğunu görmüştük sadece. Bu bölümdeyse Esma'nın özlemlerine, yitirip gitme korkusuna da tanık olduk. Hatta Esma ve Süreyya arasında, onun anne-babasının fotoğrafı üzerinden kurulan kısa süreli bir iletişime, bir duygu ortaklığına bile tanık olduk. Aile Esma için en önemli şeydi neticede.
 
Şu ana dek benim gözümde 'çalıştığı evin, genç-uçarı oğluna gönlünü kaptırmış kız'dan öte fazla bir önemi olmayan Bade de çocukken, sosyal konumların bilinmediği ve öneminin olmadığı bir zamanda 'oyun arkadaşı'na aşık olduğunu anlattığı sahneyle bir karakter kazandı gözümde. Murat'ın gözünde bir mutfak eşyasından çok farkı olmadığını anladığında da Bade'nin hikayesinin ne yöne doğru gideceği belli oldu.

Bağlantıların başarılı kurulmasının ve karakter derinliğinin yanı sıra senaryoda ustaca uygulanan bir diğer konu da karakterlerin ekran süresi, hikayede kapladıkları alan. Son birkaç bölümdür karakter sürelerinin dağılımı çok başarılı. Hiçbir yan karakter, ana karakterin önüne geçmiyor. Hiçbir yan hikaye, esas hikayeyi gölgelemiyor; etrafında, destekleyici bir unsur olarak devam ediyor yalnızca.  
 
Bölümde en sevdiğim sahne, oğluyla vakit geçirirken Süreyya'yla karşılaşan Begüm'ün, Emir'in Süreyya'yla ne kadar iyi anlaştığını gördüğü sahne oldu. Burada sahneyi yazan ve çekenden bile çok karakteri canlandıran Özge Borak'ı kutlamak gerek. Begüm'ün yaşadığı bütün o duygusal çalkantıyı çok başarıyla yansıttı. Begüm bir yandan oğlu, onu emanet edeceği üvey annesiyle bu kadar iyi anlaştığı ve Süreyya bu kadar sevgi dolu bir insan çıktığı için seviniyor; bir yandan oğlunun geleceğine, bütün o neşeli anlarına, heyecanlarına, sevinçlerine tanık olamayacağı için üzülüyor; bir yandan da bütün bunları onunla yaşayacak olan Süreyya'ya için için imreniyordu. Sessiz, sakin ve dokunaklı bir sahneydi. (Begüm'ün hikayesinde henüz ayakları yere basmayan noktalar var tabi. Anne-babası nerede, neden yalnız? Esma hamileliği bilirken Faruk neden bilmiyor? Gibi...)
 
Kendisine az yer bulmasından şikayet ettiğim Osman bu bölümde hem beklenmedik bir şekilde annesinin ilgisini çekebildi (Esma Hanım nihayet Osman adında bir oğlu olduğunu hatırladı.) hem de bölüm sonundaki bombalardan birini patlattı: Okulun açılışında ona hediye etmek üzere Süreyya'nın keman çalarken resmini yapmıştı Osman. Elbette herkesi hayrete düşüren bir hediye oldu bu. Fazlaca emek isteyen ve hassas bir hediyeydi. Henüz Dilara dışında bir anlam yükleyen olmadı ama Osman'ın  duyguları, Dilara'nın daha öncede dikkatini çekmişti; bebek haberini aldığında moralinin bozulmasıyla.
 
Bölüm'ün peş peşe iki büyük finali oldu aslında. Kendisi öyle planlamasa da olayların onu oraya sürüklemesiyle Begüm, okul açılışında Faruk'la karşılaşmaya karar verdi. Her ne kadar bu görüşmeye Emir'in ısrarı neden olsa da Begüm, Emir'i oraya getirmemeyi başarmıştı (O sahne çocuk için uygun olamayacaktı muhakkak.). Herkesin önünde gerçekleşecek olan bu karşılaşma önümüzdeki bölümün çok gerilimli geçmesine neden olacak. Ama esas gerilim bölümün diğer finalinde yaşanan olayla yaşanacak. İpek'in odasından çaldığı gerdanlığı İstanbul'da satmaya çalışan Senem, Esma'ya yakalandı. Süreyya'dan kurtulmak için arayıp durduğu fırsat kucağına düşen Esma sevinç içinde suç üstü yakaladı Senem'i. Bu durumun tanığı, delili de var ayrıca. Yani konunun geri dönüşü yok. Bu olay Süreyya'yı öyle zor bir durumda bırakır ki, suçu işleyen kendisi olmasa bile konaktaki herkese karşı çok zor bir duruma sokar onu. Bu olayın nerelere varabileceğini, nasıl sonuçlanacağını kestirmek güç. 
 
 Her ne kadar sonraki bölümlerde işlenmesi beklenebilecek 'intikam isteyen gayrımeşru kardeş', 'geçmişten çocuğuyla gelen eski sevgili' gibi konuları çok erken tüketiyor olsa da İstanbullu Gelin, işleniş olarak doğru yolda. Dizinin ilk bölümlerinden beri ilk kez yeni bölümü gerçekten merakla ve heyecanla bekliyorum.

Işınla Bizi Scotty
Twitter: @IB_Scotty

 



Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar

TÜM YAZI ARŞİVİ