İstanbullu Gelinin en büyük şansı, yazdıkları karakterleri seven senaristleri

Işınla Bizi Scotty 09.06.2017 İstanbullu Gelin
İstanbullu Gelin

İstanbullu Gelin dizisi, çoğu dizide rastlayamadığımız bir şansa sahip: karakterlerini seven ve başlarına gelen olayların onları nasıl etkileyeceğini merakla, heyecanla işleyen bir senaryo grubu. Aslında dizide şu an olup biten hemen hiçbir şey daha önce izlemediğimiz, bizleri şaşırtabilecek olaylar değil. Mütevazı bir hayatı olan genç bir kadın, kendi dünyasına çok uzak olan zengin bir iş adamına aşık olur; onunla evlenir ve istenmeyen gelin haline gelir. Kayın validesi dünyayı ona dar etmeye çalışır. Bu arada adamın eski sevgilisi, kimsenin haberinin olmadığı bir çocukla çıkagelir; üstelik kadın çok hastadır. Adamın bir de kendisine düşman, gizli bir kardeşi vardır... Milyonlarca versiyonunu, defalarca izlediğimiz bir hikaye. Ne var ki İstanbullu Gelin'in senaryo grubu, karakterlerini öyle incelikli ele alıyor, onlara öyle şefkatle yaklaşıyor ve izleyiciye bu karakterleri öyle bir sevdiriyorlar ki, nasıl olaylar yaşandığını değil; yaşananların karakterlerimizi nasıl etkilediğini, ne hissettiklerini, olan bitenin ilişkilerini nasıl etkileyeceğini merak ediyor buluyoruz kendimizi. Duygularının derinlerine iniyoruz, onlarla ahbaplık ediyoruz, teselli ediyoruz... Ekrana bakmayı sürdürmek için de birbirini kovalayan 'heyecanlı, şaşırtıcı' olaylara ihtiyaç duymuyoruz.

 
Birkaç bölümdür Süreyya'nın riskli bir hamilelik yaşadığı konusu işleniyordu. Bu bölümde, bebeğin zihinsel ya da bedensel olarak engelli olma ihtimali yüksek olduğu belli oldu. Ardından yaşananlarsa bu diziyi güzel ve özel kılanlardı: Süreyya'nın çok büyük acı çekiyor olmasına rağmen büyük bir güç ve inançla bebeğine sahip çıkması, karşısında 'acaba'yla ona bakan tüm yüzlere çocuğundan neden vazgeçmeyeceğini anlatırken inancının daha da artışına tanık olmamız, bu süreçte bebeğiyle arasındaki bağın daha da sağlamlaşması. Artık bencil ve baskıcı bir koca olmayı bırakıp Süreyya'nın sevgilisi ve hayat arkadaşı olmaya karar veren Faruk'un, onlarca sorunla boğuşurken bir yandan Süreyya'yı mutlu etmek için çırpınması.. Ve Esma'nın hiç beklenmedik bir anda Süreyya'ya destek olup, ona toruna sahip çıktığı için teşekkür etmesi.. O sahne İstanbullu Gelin'in şimdiye kadar ki en güzel, en dokunaklı sahnesiydi kuşkusuz. Onu odasına çağırdığını duyan Süreyya, bebeği aldırması için baskı yapacağını düşünerek öfkeyle Esma'nın karşısına dikildi ve 'belki bebeği Boran adanına yakıştıramayacak olsalar da' ondan asla vazgeçmeyeceğini söyledi. Apayrı kutupların insanları da olsalar, Esma ve Süreyya çok güçlü bir ortak noktaya sahip aslında: annelik. Esma karşısında dimdik duran ve henüz doğmamış çocuğunu sarıp sarmalayan bu genç anneyle bu ortak noktada buluşabildi; ne kadar güçlü görünürse görünsün aslında çocuğu için korkan, acı çeken, şefkate ihtiyacı olan Süreyya'yı bağrına bastı. Gerçekten şiir gibi bir sahneydi. Esma'nın 'Bir minik meleğe sahip çıkamayacaksa, koruyup kollayamayacaksa Boran adı neden var? Bu sadece senin kararın. Aldıracağım diyebilirdin, kimse bir şey diyemezdi ama sen zor olanı seçtin. Teşekkür ederim. Bence sen bugün anne oldun, analığı tattın.' sözleri karşısında Süreyyanın şaşkınlıkla kalması, önce çenesinin titremesi sonra yavaş yavaş çözülüp göz yaşlarını bırakması.. Karşısında bir başına, çaresiz ağlayan Süreyya'ya nasıl yaklaşacağını bilemeyen Esma'nın tedirginlikle ona dokunup, ardından  yavaşça sarılması... Öyle gerçek, öyle güçlü ve etkiliydi ki.. Bizler de Süreyya'ya birlikte kendimizi bırakmış iki göz iki çeşme ağlarken Faruk'un Süreyya'yı annesinin üzdüğünü sanarak verdiği tepki ve Süreyya'nın ona verdiği cevap, olan bitenin bu noktaya varmasındaki şaşırtıcılığı çok iyi özetliyordu: "Annen bana annelik yaptı." 
 
Elbette her şey böyle şahane giderken birkaç şey aksamıyor değil. Süreyya'nın teyzesi Senem'i bir türlü bir yere yerleştiremiyorum örneğin. Hikayenin başında sürekli bunalımda olan, öfkeli, Süreyya'ya da hayatı zorlaştıran biri olan Senem, şimdi sürekli Süreyya'nın yanında, ona destek olan, enerjik birine nasıl dönüştü? Kısa bir ziyaret için geldiği konakta belirgin bir gerekçe olmaksızın nasıl kalabiliyor? Ayrıca o gerdanlık konusu ne oldu? Bölümler önce Esma, Senem'in gerdanlığı çalmış olmasını, isteğini yerine getirmesi karşılığında örtbas etmişti. Ne isteğinin ne olduğunu tam olarak öğrenebildik ne de konu ilerledi, bir yere vardı.. 
 
İpek de ne olacağına, nasıl gelişeceğine karar verilemeyen karakterlerden. Onu Faruk'tan çok, konağın hanımı olma konusunda takıntısı olan bir karakter olarak tanıdık. Sonra Fikret'tle yaptığı evlilik öyle anlamsız, amaçsız göründü ki İpek'in Faruk'a deliler gibi aşık, gözü ondan başka bir şey görmeyen biri olduğuna inanmız beklendi bizden. Hem de öyle bir dönüşümle falan da değil. Güya İpek, baştan beri Faruk'a öyle çok aşıktı ki, Fikret'tle alelacele evlenmesinin tek nedeni de Faruk'a biraz olsun yakın olmaktı. Bir şeyleri temize çekmek ister gibi, sürekli olarak annesiyle 'Aklıma konağı sen soktun' 'Bu Faruk takınıtısı nedir, konak takıntısı nedir?' 'Esma'nın gelini olunmaz' 'Anne, sen sebep oldun'... gibi tutarsız, her bölüm değişen suçlamalarla İpek ve annesi birbirlerine atıp duruyorlar topu. Geçen bölümdeki 'Ben Faruk'la aynı çatı altında nefes almadan yaşayamam' konuşması ' Aşk'ı Memnu'nun unutulmaz 'Ölüyorum anne, anlasana' sahnesini hatırlatsa da aynı etkileyicilikte değildi elbette. İpek de aşkı da, Bihter'inki gibi adım adım, an be an işlenmiş bir dönüşümün; kendiyle ve etrafındaki herkesle savaşan bir kadının hikayesi olmaktan çok uzak. İpek'in hikayesinin altı sağlamlaştırılmadığı için inandırıcı olamıyor.
 
Bu iki karakterin, miras kaldıkları yeni senaryo grubumuzun onları ne yapacağını bir türlü bilemememeleri ve hikayelerini sevememeleri yüzünden böyle savrulup durduklarını düşünüyorum; çünkü sevdiklerinde oya gibi işliyorlar her duyguyu, her diyaloğu. Ve İstanbullu Gelin'i izlemeye doyulmaz bir keyif haline getiriyorlar.  

Her İstanbullu Gelin yazımda yer alan yakınmaya yer vermeden bitiremem bu yazıyı: Osman'a da bir hikaye yazın artık. Yazık oluyor karaktere.


Paylaş

Yorum yapın

Son Yazılar